TİYATRO EĞİTİM DERNEĞİ DÜNYA TİYATRO GÜNÜ BİLDİRİSİ
-2011-
Kemal ORUÇ
Bu ülkede
tiyatro salonları yakıldı, yıkıldı! Şimdi de satılıyor! Tiyatro sanatçılarının
aydın kesimi buna “dur” demeye çalışıyor. Birçoğunun umurunda değil. Halk ise
gözünü televizyona dikmiş, yalan dolanla geçiniyor; gerçek dünyadan bihaber.
İşçiler sokaklara dökülüyor, benim halkım buna televizyon denilen afyonla
seyirci kalıyor; katılmak, onlarla birlikte haykırmak, afyon uykusundayken, zor
geliyor.
Bu durumda halktan, insanlıktan, aydınlıktan vazgeçmek resmen intihardır. Mesele uçurumun kenarında olmak değil, bizi oraya getiren nedenlerin farkına varıp ayılabilmek, vazgeçmek, yeniden hayata, mücadeleye dönebilmektir. Bedenimizi, düşüncelerimizi, çevremizi kontrol edenlere ve onları ele geçirmeye çalışanlara karşı durabilmektir.
Geleneksel eğitim sistemi insanı tekdüzeleştirmeye ve uyutmaya devam etmektedir. Sistem merkezli eğitim insanların kendilerini birey olarak var etmelerini engelleyip ancak kolay yönetilebilmelerini ön görmektedir. Tıpkı uzun süre leş kokusuna maruz kalanların bu kokuya zamanla alışması gibi, biz de alıştırılıyoruz bozuk düzene. Emeğimizi sömürenlerin dayatmasıyla günde on iki saat çalışmanın bile normal olduğunu düşünüyoruz. Toplu olarak yönetilmek için aldığımız eğitim bizi bu duruma getiriyor. Ancak kendisine ve bu duruma yabancılaşan kişi kendini kurtarıyor!
Sanat eğitimi, özellikle tiyatro eğitimi, önce kişiseldir. Kişinin kendini fark etmesini, bedenini, düşüncelerini, sesini ve duygularını kontrol edebilmesini ve bu donatıyla çevresiyle daha iyi bir etkileşime girmesini sağlar. Bu eğitimi kişi önce kendi fark eder, bunu öğrenip uygular, eğitmen ise kişinin bunu yapabilmesi için ona destek verir. Tiyatro eğitimi birey merkezlidir. Bu sebeple kişi dayatmaların farkına varır, isterse bunları kabul etmez. Boyun eğmez, ne denirse başını sallamaz. Düşünür, tartışır, bilgi ışığında karar verip kendi kararını uygular. Kendisini yönetemeyen kişi ise mutlaka başkası tarafından yönetilir!
Ülkemizde bir şeylerin düzelmesini istiyorsak önce kendisini yönetebilen insan yetiştirmemiz gerekir. Tiyatro eğitiminin yaşı yoktur. Her yaştan insanın bu eğitimden geçmesi aydınlık gereğidir. Tiyatro “salt kutsal bir uğraş” gibi halkın tepesinde tutulmamalı; somut bir şekilde; elle tutulur, gözle görülür halde halkın seviyesine indirilip tekrar halkla birlikte aydınlık kısma yükselmelidir. O zaman halk afyon uykusundan uyanacak, sahnelerin yıkılmasına, işçilerin sömürülmesine karşı duracak ve sonuna kadar hakkını savunacaktır!
Öyle olması gerektiği halde, bugün, bu türlü bir eğitimi devletten beklersek kendimizi kandırmış oluruz. Tiyatro kurumlarının da ticarethaneye dönüştüğü bu zamanda bu kurumlardan insanları, aydınlık adına tiyatro yoluyla eğitmelerini beklemek yine imkansızdır. Ne olursa olsun bu iş yine kendisini yetiştirmiş kişilerin işidir. Bu kişi sanatçı ve sanat eğitmeni de olur, belediye başkanı da… Yeter ki tiyatro eğitimini yaygınlaştırmak için elini taşın altına soksun.
Muhsin Ertuğrul Çağdaş Türk Tiyatrosu’na büyük katkıları olan kişiler için şöyle der: “Ne Cemil Topuzlu, ne Atatürk, ne Üniversite Rektörü, ne Fakülte Dekanı tiyatro ile yakından ilgili bir meslek mensubudurlar. Fakat Türk Tiyatrosuna en büyük hizmeti bu zevat etmiştir. Tiyatro tarihinde bunların adları altınla yazılacaktır. Şimdi ben bu dördüncü büyük adamı arıyorum.”
Bu bildiriyi okuyan kişi, belki de taşın altına elini sokacak kişi sensindir, ne dersin?
Kemal ORUÇ
Tiyatro Eğitim Derneği Başkanı
www.tiyatroegitimdernegi.com
23.03.2011
Bu durumda halktan, insanlıktan, aydınlıktan vazgeçmek resmen intihardır. Mesele uçurumun kenarında olmak değil, bizi oraya getiren nedenlerin farkına varıp ayılabilmek, vazgeçmek, yeniden hayata, mücadeleye dönebilmektir. Bedenimizi, düşüncelerimizi, çevremizi kontrol edenlere ve onları ele geçirmeye çalışanlara karşı durabilmektir.
Geleneksel eğitim sistemi insanı tekdüzeleştirmeye ve uyutmaya devam etmektedir. Sistem merkezli eğitim insanların kendilerini birey olarak var etmelerini engelleyip ancak kolay yönetilebilmelerini ön görmektedir. Tıpkı uzun süre leş kokusuna maruz kalanların bu kokuya zamanla alışması gibi, biz de alıştırılıyoruz bozuk düzene. Emeğimizi sömürenlerin dayatmasıyla günde on iki saat çalışmanın bile normal olduğunu düşünüyoruz. Toplu olarak yönetilmek için aldığımız eğitim bizi bu duruma getiriyor. Ancak kendisine ve bu duruma yabancılaşan kişi kendini kurtarıyor!
Sanat eğitimi, özellikle tiyatro eğitimi, önce kişiseldir. Kişinin kendini fark etmesini, bedenini, düşüncelerini, sesini ve duygularını kontrol edebilmesini ve bu donatıyla çevresiyle daha iyi bir etkileşime girmesini sağlar. Bu eğitimi kişi önce kendi fark eder, bunu öğrenip uygular, eğitmen ise kişinin bunu yapabilmesi için ona destek verir. Tiyatro eğitimi birey merkezlidir. Bu sebeple kişi dayatmaların farkına varır, isterse bunları kabul etmez. Boyun eğmez, ne denirse başını sallamaz. Düşünür, tartışır, bilgi ışığında karar verip kendi kararını uygular. Kendisini yönetemeyen kişi ise mutlaka başkası tarafından yönetilir!
Ülkemizde bir şeylerin düzelmesini istiyorsak önce kendisini yönetebilen insan yetiştirmemiz gerekir. Tiyatro eğitiminin yaşı yoktur. Her yaştan insanın bu eğitimden geçmesi aydınlık gereğidir. Tiyatro “salt kutsal bir uğraş” gibi halkın tepesinde tutulmamalı; somut bir şekilde; elle tutulur, gözle görülür halde halkın seviyesine indirilip tekrar halkla birlikte aydınlık kısma yükselmelidir. O zaman halk afyon uykusundan uyanacak, sahnelerin yıkılmasına, işçilerin sömürülmesine karşı duracak ve sonuna kadar hakkını savunacaktır!
Öyle olması gerektiği halde, bugün, bu türlü bir eğitimi devletten beklersek kendimizi kandırmış oluruz. Tiyatro kurumlarının da ticarethaneye dönüştüğü bu zamanda bu kurumlardan insanları, aydınlık adına tiyatro yoluyla eğitmelerini beklemek yine imkansızdır. Ne olursa olsun bu iş yine kendisini yetiştirmiş kişilerin işidir. Bu kişi sanatçı ve sanat eğitmeni de olur, belediye başkanı da… Yeter ki tiyatro eğitimini yaygınlaştırmak için elini taşın altına soksun.
Muhsin Ertuğrul Çağdaş Türk Tiyatrosu’na büyük katkıları olan kişiler için şöyle der: “Ne Cemil Topuzlu, ne Atatürk, ne Üniversite Rektörü, ne Fakülte Dekanı tiyatro ile yakından ilgili bir meslek mensubudurlar. Fakat Türk Tiyatrosuna en büyük hizmeti bu zevat etmiştir. Tiyatro tarihinde bunların adları altınla yazılacaktır. Şimdi ben bu dördüncü büyük adamı arıyorum.”
Bu bildiriyi okuyan kişi, belki de taşın altına elini sokacak kişi sensindir, ne dersin?
Kemal ORUÇ
Tiyatro Eğitim Derneği Başkanı
www.tiyatroegitimdernegi.com
23.03.2011

