• Anasayfa
  • Hakkında
    • Biyografi
    • Tiyatro Geçmişi
    • Plaketler
    • Belgeler
    • Basında
  • Görselleri
    • Fotoğrafları
    • Videoları
  • Yazıları
    • Muhafazakar-Kumpanyanin-Ortacag-Mantigi
    • Muhafazakar-Kumpanyanin-Temelleri -Nasil-Atildi?
    • Kapatılan Sahneler... Açılan Tiyatrolar... Üstün Akmen...
    • Neden Tiyatro?
    • Oyun Yazma Tekniği
    • Okul Tiyatrosunun Önemi
    • Okul Tiyatrosunda Uygulama
    • Türkiye... Tiyatro... Uyanmak...
    • ‘Yala’n Söylesinler ‘Ama’ Sen ‘Yutma’!
    • 5. Turkiye-Tiyatro-Bulusmasinin-Ardindan
    • Telkinlerle-Yasiyorum!
    • Tiyatro ve İletişim
    • İnsan Olma Sanatı... Sanatçı... Teşekkür...
    • Gençler Cezaevinde!
    • Böyle Sansür Görülmedi!
    • Hem Araştırmayıp Hem de Anlamayan Akademisyene İkinci Cevabım!
    • Araştırmadan, Bilmeden Yazan Akademisyene Cevabımdır!
    • Tiyatro... Tekst Arayanlar... Sirkçiler...
    • Cezaevi... Tiyatro... Umut ve Özgürlük...
    • Cezaevi... Tiyatro... Umut ve Özgürlük... (2)
    • Cezaevi... Tiyatro... Umut ve Özgürlük... (3)
    • Öğreten Facia: Karma Kabare
    • Sanat... Eğitim... Tembellik...
    • Muhsin Ertuğrul'la Konuştum
    • Tiyatro Yayıncılığı mı Bu? Peh!
    • Konservatuvar Eğitimi Şart mı?
    • Konservatuvarı Kazanamadınız, Ya Şimdi?
    • Keşke Haklı Çıkmasaydım!
    • Toplumsal Destek Projesi
    • Sanat Ticareti... Eğitim Sorunları... Kurtarılmak...
    • Tobav Polemiği ve Deniz Yıldızı Hikayesi
    • Tobav Polemiği 2
    • Tukiyede Kac Tane Sanatci Var
    • Aristosal Sunumla Bertolt Brecht Gecesi
    • Sahneden Organ Bagisi Kampanyasi
    • Sehir Tiyatrolari Oyuncusundan Genc Elestirmene Tehdit!
    • Sabahattin Ali
    • Sahneden Cezaevine Destek Kampanyası
    • Drama Kumpanya Dünya Tiyatro Günü Bildirisi
    • Dunya-tiyatro-gunu-bildirisi-2011
  • Söyleşileri
    • Ulusal Kanal Söyleşisi
    • İstanbul Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü Söyleşisi
    • Tiyatro Dergisi Söyleşisi
    • İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü
    • Kanaltürk Söyleşisi
    • Taraf Gazetesi Söyleşisi 2008
    • Sert Sessiz Dergi (2009)
    • Hürriyet Aile Söyleşisi
  • Şiirleri
  • Eğitim Çalışmaları
  • Projeleri
  • Kitaplığı
    • Tiyatro Kitapları
    • Sinema Kitapları
    • Yabancı Oyunlar
    • Yerli Oyunlar
    • Eğitim ve Yaratıcı Drama Kitapları
    • Ani Kitaplari
    • Psikoloji, İletişim ve Kişisel Gelişim Kitapları
    • Kültür, Hikaye, Roman, Şiir Kitapları
  • İletişim
reten_faca.doc
File Size: 65 kb
File Type: doc
Download File

ÖĞRETEN FACİA: KARMA KABARE
Kemal ORUÇ

Picture
Bu oyunda başımıza gelen onlarca olay bizi tiyatronun neredeyse bütün zorluklarıyla tanıştırdı. Hem sanatsal, hem maddi hem de politik facialarla başımıza olmadık dertler açıldı. Ama yine de tiyatroya hiç küsmedik ve hep “Öğreniyoruz” dedik. Öğrendik…

Bu oyunda büyük tecrübeler kazandık. İşte bu yazıyı yazma sebebim de bu tecrübeleri yeni kurulmuş veya kurulacak olan tiyatro ekiplerine aktarabilmek. Elbette her şeyi yaşayarak öğrenmekten yanayım; ama bazı olaylar hiç yaşanmazsa daha iyi olabilir. Çünkü bazı olaylar hiç kaybolmayacak izler bırakır; gençleri tiyatrodan küstürebilir. Anlatacaklarım genç arkadaşlarıma ışık tutsun ve karanlıklarda korkmadan yürüyebilmelerine yardım etsin istiyorum.

Öncelikle Karma Kabare’den bahsetmek gerek: Karma Kabare, 2005 yılında açılan tiyatro atölyesinin sonunda final oyunu olarak çalışıldı ve ekip,  oyunun ilk kez sergilenmesiyle birlikte “Gibi Yapanlar” adını aldı. Karma Kabare adından da anlaşılacağı üzere farklı yazarların kısa oyunlarından oluşmaktadır. Bundaki amaç; atölyede işlenen farklı tiyatro tarzlarını(Epik, politik, absürd, orta oyunu…)  bir arada kullanmak ve sahnede uygulayarak öğrenilen bilgileri pekiştirebilmekti. Bu oyunlar genel olarak ülkemizin içinde bulunduğu yozlaşmayı ve yabancılaşmayı göstermekte ve eleştirmektedir.
Oyunda kullanılan kısa oyunlar:

Zil, Telefon, Cinayet: Haldun Taner

Sarhoş: Haldun Taner

Beşir Başar’ın Başarı Sebepleri: Haldun Taner

Kuş Garibi: Gibi Yazanlar

Ev Hali: Kemal Oruç

Hayalet: Kemal Oruç

Bakan: Kemal Oruç

Kabak: Kemal Oruç

Sevim Taşan: Yılmaz Erdoğan

Bir İshaksın Bir Cemil: Yılmaz Erdoğan

Meleğim ve Şeytanım: Emre Şen
Oyun hazırlanırken hiçbir şekilde sponsor arayışına girilmedi. Ama nasıl olduysa bir gün oyunculardan birinin Tarkan adında bir tanıdığı “Nedim Saban arkadaşımdır, amatör tiyatrolara yardım eder. Size de yardım etsin ister misiniz?” demiş. Olur dedim, en azından malzeme alırız. Bir dilekçe yazıldı Nedim Bey’e, sonra beklemeye başladık. Çok değil 300 YTL istedik. Para geldi gelecek, geldi gelecek derken, oyun tarihi geldi çattı. Oyundan bir gün önce marangoza sipariş verdik, belli ölçülerde çıtalarımız gece marangoz amcanın büyük gayretleriyle sabaha kadar hazırlandı. Çekiç, çivi derken tam yedi tane pano yaptık. Sabah erkenden Tahta Kale’den hamur kağıtlarımızı ve sprey boyalarımızı aldık. Kağıtları panolara gerdik ve sprey boyayla da üstüne labirentler ve oyunların içeriğine göre simgeler çizdik. Böylece hiçbir şey hazır olarak önümüze gelmemiş oldu. Dekoru da biz çaktık, kostümü de biz diktik. Böylece dekor yapmayı ve kostüm dikmeyi öğrendik. Zor oldu; ama öğrendik. Birçok yere borçlandık ve bu borçları daha sonra cep harçlıklarımızla ödedik.

Ders 1: Hiç kimseden yardım gelmeyecekmiş gibi düşünün. Yardım yapacak kişi dağda, taşta, her yerde bir şubesi olan Tatlıcı Tombak’ın sahibi Nedim Saban bile olsa… Hem böylece çaktığınız dekor ve diktiğiniz kostüm sahnede size daha sıcak ve daha güvenli gelir hem de emekçi bir marangoz dostunuz olur.

  1. FACİA: İLK OYUN MARMARA ÜNİVERSİTE’SİNDE
Oyun artık dekoruyla, kostümüyle, müzisyeni ve şarkılarıyla seyirci karşısına çıkmaya hazır… Oyun başlayalı on dakika olmuştu ki, salonun ortasındaki koltukları işgal eden yaklaşık on kişilik bir grup birden ayaklandı ve sohbet ede ede salonu terk etti. Sonradan öğrendim ki bunlar üniversitedeki ülkücülermiş. Oyunları bir bir izleyip reise rapor veriyorlarmış! Bizim oyun için de “temiz” raporu vermişler.

Ders 2: Eğer ülkücüyseniz ve oyunu izleyip reise hesap vermeniz gerekiyorsa oyunun tümünü izleyin. Zira Karma Kabare politik bir oyundur ve her yöne ağır eleştiriler gönderir. Emin olun bu oyun ülkücülerin hiç de hoşuna gitmezdi! Siz en iyisi oyunu, diğer seyircileri ezen ve salon sanki babasınınmış gibi terk eden, avanak ülkücülerden olmayın!

Oyunun ikinci şarkısı söyleniyordu ki gitarın ‘re’ teli koptu; ama gitarist ustaymış ki hiç bozuntuya vermedi ve devam etti çalmaya. Tam bu sırada ‘la’ teli de kopmaz mı? Şarkıyı söyleyenler şaşkın, gitarist şaşkın, ben şaşkın. Bir tek ney çalan üstad şaşırmadı ve neyden çıkan sesle şarkı tamamlandı.

İlk perde bitti, ikinci perde başladı; ama oyuncular şarkıyı müziksiz söylüyorlar. Meğer ney çalan üstad çalıştığı hastaneye gitmek zorunda kalmış, yoksa işten atılacakmış.

Ders 3: Müziği mutlaka stüdyoda kaydedin ya da oyuncularınıza nota öğretin ki müziksiz de şarkı söyleyebilsinler.

  1. FACİA: İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDE…
İlk oyunda kazanılan tecrübelerle ikinci oyunu daha rahat çıkaracağımızı umut ediyorduk; ama aksaklıklar art arda gelmeye devam etti. Oyunun yönetmeni olarak bu oyunda oyuncularımın yanında olamadım; çünkü aynı saatte başka bir yerde benim dans tiyatrosu gösterim vardı. Oyuncular oldukça tedirgin, bensiz ne yapacaklarını düşünüyorlar. Öyle ya benden enerji alıyorlar. Bunu en iyi Muhsin Ertuğrul yaparmış; her oyunda perdeyi o açar ve o kaparmış. Oyuncular ondan aldığı enerjiyle oyunları daha iyi oynarmış.

Işık odasında oyunu teksten takip ederek ışık verecek bir arkadaş vardı. Oyuncular nasıl olduysa oyunu, düşük bir enerjiyle, tam yarım saat geç bitirmişler. Üstelik oyunun çoğu karanlıkta oynanmış.

Ders 5: Mutlaka grubu bazı provalarda kendi başlarına bırakın ya da bir asistanınız olsun ve siz olmadığınızda asistanınız gruba liderlik yapsın. Ayrıca mutlaka oyunun ışık ve müzik rejisini yapacak alternatif görevlileriniz olsun.

  1. FACİA: MARMARA ÜNİVERSİTESİ’NDE
Bu sefer hiçbir sorun yok, ortada çekip giden ülkücü yok. Rahat rahat oyuna başladık. Oyun devam ediyor. Ben ışık odasındayım, bir görevli geldi. Dedi ki: “Ya bana 30 YTL verirsiniz ya da elektrik sigortasını indiririm.” Resmen rüşvet istiyor. “Yahu” dedim “üniversiteden iznimiz var, neden para verecekmişim.” “Ben anlamam” dedi “Paramı isterim.” Bıraktım ışığı, çektim adamı içeri, yapıştım yakasına, kaldırdım yumruğumu “Ulan sen sigortayı indirirsen ben de yumruğumu suratının ortasına indiririm.” dedim.  Oyunu böylece bitirdik ama aynı adam para vermedik diye dekorumuzu yağmurun altına attı ve büyük emekler harcadığımız dekorumuz işe yaramaz hale geldi! Rektörlüğe dilekçe verdik. Dilekçe, nasıl olduysa(!), döndü, dolaştı, görevlinin eline geldi. Aynı adam “Siz misiniz şikayet eden” deyip “bir daha oyun oynatmayacağım size burada” diye bir de tehdit etti. Bir sonraki yıl da Drama Kulübü’nün dekorunun bir kısmını çaldılar. Üniversiteyi meğer bu hademeler yönetiyormuş da rektörün haberi yokmuş, yeni yeni anlıyorum.

Ders 4: Bu gibi durumlarda yumruğunuzu kaldırdıysanız mutlaka o suratın ortasına indirmelisiniz!

  1. FACİA: BİLİNMEYEN TİYATROLAR FESTİVALİ
TOBAV ve Oda Tiyatrosu’nun birlikte düzenlediği Bilinmeyen Tiyatrolar Festivali’nden davet aldık ve festivale Karma Kabare’yle katıldık. Oyunda komünist rolünü oynayan arkadaş ‘Work and Travel’la Amerika’ya balık temizleyeme gitti. Bu da kaderin cilvesi işte… Onun rollerine ben çalıştım. 1 Temmuz’da erkenden dekorumuzu Afife Jale Sahnesi’ne getirdik. Yemeğimizi yedik, dekorumuzu kurduk, seyirciyi bekliyoruz. Tam seyirciler girdi salona, oyun başlamak üzere, her şey normal. Ben her oyundan önce yaptığım gibi kendi içime dönmüş konsantre oluyorum. Kendi iç sesimi dinlemeye çalışıyorum; ama ne mümkün! Salonun dışından gelen ses benim iç sesimi bastırıyor. Beni çağırdılar, gittim. TOBAV’ın bir görevlisi, içerde de güneş gözlüğü takıyor, yanında da oldukça şık giyinmiş bir delikanlı… Meğer bu delikanlı TOBAV’ın yurtdışından getirdiği bir sanatçıymış ve prova yapacaklarmış. “Salonu erk edin.” dedi soğuk ses tonuyla. “İmkansız” dedim “Salon daha önceden bize tahsis edildi, üstelik içeride seyircimiz var, oyun başlamak üzere.” Adam kulaklarını tıkamış dinlemiyor. Yan okulun salonu ayarlanmaya ve daha başka alternatifler üretilmeye çalışıldı. Bütün alternatifler bizi sahneden atmaya yönelik. En son TOBAV İstanbul Şube Başkanı Murat Karasu da telefonda “Prova yapılacaktır!” deyince binanın bir üst katındaki boş daireye derme çatma dekorumuzu kurduk ve tiyatro salonundan gelen detone sesle birlikte oyunumuzu oynadık.

Ders 5: Bu gibi durumlarda ne yaparsanız yapın; ama salonu kimseye bırakmayın. Bizim acemiliğimize geldi ve mücadele etsek de salonu terk etmek zorunda kaldık. Ayrıca sakın “Bilinmeyen” festivallere katılmayın.

  1. FACİA: BURSA’DA…
İki dönem eğitim koordinatörlüğü yaptığım Genç Çiftçi Eğitim Kampı, Bursa Yenice’de bir festival düzenleyecek ve çevre köy çocuklarını da bu festivale davet edecekmiş. Prof. Dr. Halil Bölükoğlu’nun Bursa’ya ve daha birçok ile büyük emekleri geçmiştir. Davet aldık bu festivalden ve seve seve kabul ettik. Çocuklara çocuk oyunumuzu ve yetişkinlere Karma Kabare’yi sahneleyeceğiz. Davet edilen misafirler dışında ayrıca kırk kişilik sürpriz bir grup Alanya’dan gelmiş. Gece yatacak yerler konusunda bir karmaşa yaşandı ve bizim yirmi kişilik ekibimiz AKP’ye bağlı belediye tarafından ilçede bulunan öğrenci yurduna yerleştirildi. Girişteki tabelada Milli Eğitim Bakanlığı yazıyordu(!). İçeri girdik, sünnet bıyıklı ağabeyler “Merhaba”mıza “Aleyküm selam”la karşılık verdiler. Çocuklar bayram dolayısıyla evlerine gitmiş. İki yan yana salonu bize tahsis ettiler. Bayanlar bir salona geçti, erkekler diğer salona. Ranzaları paylaştık, herkes pijamasını giydi; bir tek ben takım elbisemi çıkarmadım. Çünkü ne olacağı belli olmaz, ekip lideri benim. Yemeğe davet ettiler. Hafif kokmuş ve yağları donmuş köfteler önümüze geldi. Olsun, biz tiyatro yapıyoruz, kuru ekmek de olsa yeriz. Yedik… Sonra çaya davet ettiler, salona geçtik. Her yer dini motiflerle bezenmiş, kitaplıklarda sadece dini kitaplar var. Hiç normal kitaba rastlamadık. Sonra belediye başkanı geldi, hacca nasıl gittiğini uzun uzun anlattıktan sonra kulağıma “Bayanlar ve erkekler burada bir arada bulunamaz.” dedi. Bayanları salonlarına gönderdik. Belediye başkanı devam etti: “Ne işi var bu bayanların burada” diye görevlileri azarladı. “Mecburen efendim” diye cevap verdi görevliler. “Bakın Kemal Bey, bizi çevreye rezil etmeyin, bayanlarla erkekler bu binada birbirlerini görmeyecek” dedi, çekti gitti. “Yahu bunlar üniversite okumuş koca insanlar, hem bizim yarınki oyun için plan program yapmamız gerek.” dedim. Bayanları salona tıktılar, erkekleri diğer salona… Kapıya da bir bekçi diktiler bayanlarla erkekler görüşmesin diye. Erkekleri, adamları dövmemeleri için zapt etmek ve bayanların gözyaşlarını dindirmek çok zor oldu. Büyük kavgalar verdim, kafa kafaya geldim adamlarla. Yukarı çıktım tekrar, bekçiyi kovdum! Bu sefer de ara ara küçük bir çocuk yollamaya başladılar ispiyoncu olarak. Hiç kimse yatmamış; çünkü yataklardaki bütün çarşaflar pis ve kanlı(yaraları kanamış çocukların). Yastıkların üstünde patlamış sivilce izleri ve yastıkların altında çocukların kirli çamaşırları var. Uyumadık hiç.

Ders 6: Kapısında MEB yazan bir kurum da Kur’an kursuna dönüştürülebilirmiş meğer, bunu bilin. Bu gibi durumlarda ispiyoncu olarak gönderilen çocuk bayanların yüzüne namahrem diye bakmıyorsa ve “Abi siz kızlarla niye konuşuyorsunuz?” diye soruyorsa sakın ha ülkenin bu kötü durumunu düşünüp ağlamayın; çünkü sizin bu gibi durumlarda yobazlara karşı güçlü olmanız gerekir. Ve şunları unutmayın:

-          Temizlik imandan gelir.

-          İslam dininde misafirperverliğin önemi büyüktür.

-          İslam dini hoşgörü gerektirir.

-          Bunların hiçbirine uymayanlara yobaz denir!
Gün ışır ışımaz festival alanına gittik. Çocuk oyununu oynadık, hiçbir sorun çıkmadı. Sıra geldi Karma Kabare’ye… Bizim dışımızda Çankaya Belediye Tiyatrosu da ücret alarak festivale oyun oynamaya gelmiş. Hoş gelmişler… Bizim oyun saatimizde onlar oynayıp bir an önce gitmek istiyorlar. “Olmaz.” dedim! Yine bütün çabalarımıza rağmen oyun saatimiz gasp edildi ve akşam onlar oynadı! Bize kaldı bir gün sonrasının sabahı! İyi de oyun yetişkinlere yönelik, eleştirel bir oyun. Sabah onlar gelmez ki! Sadece çocuklar gelir. Dinletemedik hiç kimseye.

En azından o akşam öğrenci yurdunda kalmadık. Prof. Dr. Halil Bölükoğlu bir önceki akşam yaşadıklarımızı öğrenmiş, çok üzüldü. “Derhal bu çocukları en iyi yerlere yerleştirin.” dedi ve o akşam jakuzili otellerde, rahatça uyuduk.

Gece, çocukları düşünerek, oyunu kesip biçtik, bazı tabloları kaldırdık ve işin içine biraz daha eğlence kattık. Sabah tiyatro salonuna dekorumuzu kurduk; oyuna 10 dk. kala elektrikler kesildi! Bu kadar olur! Alıştık ya oyunu her yerde oynamaya, kurduk dekoru bahçeye, bir de çocukları düşünerek, yuvarlak bir oyun alanı oluşturduk. Oldukça zevkli bir oyun sahneledik o gün. Büyük tebrik aldık çocuklardan.

Ders 7: Bu tür sorunlar yaşadığınızda şunu sakın unutmayın: her şeye rağmen çocukları mutlu ettiğinizi bilin ve onların gözlerindeki ışıltıyı, gülümsemelerindeki enerjiyi alın. Yaşadığınız tüm sıkıntılar o anda silinip gidecektir.

  1. FACİA: HARBİYE GETRONAGAN CEP SAHNE
Aradan bir yıl geçti, 26 Mart’ta AKM önündeki eyleme katıldık ekip olarak. Aynı akşam Karma Kabare’yi Harbiye Getronagan Cep Sahne’de oynayacağız, bir gün sonraki dünya tiyatro gününü kutlamak için. Yirmi kişilik ekip, kulis olmadığı için, sahne arkasına sığmadı ve seyirci arasına dağıtıldı, rolü olan sahneye çıkıyor, oyununu oynuyor ve selam verip çıkıyor. Bu oyunda sekiz yaşındaki stand- upçı Batuhan da beş dakikalık gösteri için sahneye çıktı. Çocuk öyle kabiliyetli ki seyirci güldükçe bu da doğaçlıyor. On dakika oldu bitmiyor, on beş dakika oldu bitmiyor. Yirminci dakikada zorla çıkardık çocuğu sahneden. Seyirci yirmi dakika boyunca öyle güldü ki mide krampından ölecekler diye korktuk.

Ders 8: Şunu bilin ki şimdiki çocuklar bir harika! Tabi doğru yönlendirirseniz…

  1. FACİA: MÜJDAT GEZEN SAHNESİ
Artık oyun da oyuncular da iyice pişti. Yeni oyunun provalarına başladık. Yeni oyun için paraya ihtiyaç var. Müjdat Gezen Sahnesi’ni kiraladık Karma Kabare’yi sahnelemek için. Biletlerin hepsini sattık, akşam tam dolu salona oynayacağız. Öğlen salona geldik, sahnenin çatısı tadilatta… Müjdat Gezen’i buldum, sordum “Bu nedir hocam” diye. Merak etmeyin ustalarla konuştum, bitirmek üzereler dedi. Oyuna bir saat kala hala sahnenin çatısı yoktu ve sahnenin üzerindeki moloz bir tepecik şeklini almıştı. Müjdat Gezen’i de bizi de aldı mı bir telaş… Ben tepkiliyim. Ustalara bir fırça attı Müjdat Hoca… Molozu temizledik. Oyun kırk beş dakika geç başladı! Seyirci tepkili! Ben de tepkiliyim. Müjdat Gezen’in de yapacağı bir şey yok tabi. Çok özür diledi. Kızmadım tabi kimseye. Oyun, toz toprak içinde, öksüre öksüre, büyük bir enerjiyle oynandı. Neyse ki seyirci memnun ayrıldı salondan, o gün çok seyirci kazandık.

Ders 9: Salon kiralarken gerekirse ‘Salonu sağlam alacağınıza dair’ sözleşme imzalayın! Seyirciye hiçbir olumsuzluğu yansıtmayın! Seyirci dert dinlemeye değil, oyun izlemeye gelir. Her şeye rağmen oynadığınızı bilirlerse de alkışları iki kat artar.

  1. FACİA: MARMARA ÜNİVERSİTESİ
Üniversitedeki oyunlar çok güzel tepkiler almıştı. Yine davet edildik. Sorunsuz bir şekilde oyunumuzu oynayalım istedik; fakat ne mümkün! Oyun günü Acun Firar’da geldi okula! Salonu onlara verdiler! Biz alıştık ya oyunu her yerde oynamaya, boş bir salona dekorumuzu kurduk. Seyircimiz tiyatro salonuna Acun Firarda’ya gitti yanlışlıkla. Onları toplamaya çalıştık, bahçeye çığırtkanlar yolladık. Eper bir seyircimiz oldu, bir grup peruklu(okul dışında türbanlı olanlar okul içinde peruk takar.) seyircilerin tam ortasındaki sandalyelerde oturuyor. Oyunda laikliği savunan bir eleştiri yapıldı, hazmedemediler ve topluca oyunu terk ettiler. Kaçtılar yani! Biz oyunu sonuna kadar oynadık.

Ders 10: Bütün bu zorluklardan sonra hala bir ekibiniz varsa, ekipteki herkesin alnından tek tek öpün! İşte bizim ülkemize böyle yürekli, çalışkan ve zorluklarla mücadele eden gençler lazım. Bu ekiple sonuna kadar, istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz artık.

Karma Kabare de böylece bitti; yeni oyunlarımızın hiçbirinde bu tür sorunlar yaşamadık. Önce Karma Kabare’nin lanetli olduğunu düşünsek de sonradan anladık ki bize her şeyi yaşatarak öğreten bu oyundu. Bu oyunun verdiği tecrübeyle her zaman ayakta ve başımız dik olacağız.

Tiyatro çok zor uğraş; ama bir o kadar da geliştirir sizi ve çevrenizi. Zor olan her zaman daha güzeldir. Zorluklara göğüs germedikçe bu işi asla yapamazsınız. Ekip ruhu ancak bu zorlukları yaşadıkça ortaya çıkar ve gelişir.

Ne mutlu ki bana üç yıldır böyle bir ekiple çalışıyorum. Gibi Yapanlar olarak yaptığımız projelerle yüzlerce kişinin yüzünü güldürdük. Zorlukları hala birlikte aşıyoruz ve gittikçe büyüyoruz. Darısı başınıza…

GÜNLERİNİZ AYDIN OLSUN SEVGİLİ DÜŞÜNCE DOSTLARI!

 

                                                                                         Kemal ORUÇ
                                                                                             23.12.2007

                                                                                     www.kemaloruc.com
                                                                                  kemal.oruc@yahoo.com

 


Picture
Create a free website with Weebly Photos used under Creative Commons from ?ick Harris, tropicaLiving, francesco sgroi, ?ick Harris