• Anasayfa
  • Hakkında
    • Biyografi
    • Tiyatro Geçmişi
    • Plaketler
    • Belgeler
    • Basında
  • Görselleri
    • Fotoğrafları
    • Videoları
  • Yazıları
    • Muhafazakar-Kumpanyanin-Ortacag-Mantigi
    • Muhafazakar-Kumpanyanin-Temelleri -Nasil-Atildi?
    • Kapatılan Sahneler... Açılan Tiyatrolar... Üstün Akmen...
    • Neden Tiyatro?
    • Oyun Yazma Tekniği
    • Okul Tiyatrosunun Önemi
    • Okul Tiyatrosunda Uygulama
    • Türkiye... Tiyatro... Uyanmak...
    • ‘Yala’n Söylesinler ‘Ama’ Sen ‘Yutma’!
    • 5. Turkiye-Tiyatro-Bulusmasinin-Ardindan
    • Telkinlerle-Yasiyorum!
    • Tiyatro ve İletişim
    • İnsan Olma Sanatı... Sanatçı... Teşekkür...
    • Gençler Cezaevinde!
    • Böyle Sansür Görülmedi!
    • Hem Araştırmayıp Hem de Anlamayan Akademisyene İkinci Cevabım!
    • Araştırmadan, Bilmeden Yazan Akademisyene Cevabımdır!
    • Tiyatro... Tekst Arayanlar... Sirkçiler...
    • Cezaevi... Tiyatro... Umut ve Özgürlük...
    • Cezaevi... Tiyatro... Umut ve Özgürlük... (2)
    • Cezaevi... Tiyatro... Umut ve Özgürlük... (3)
    • Öğreten Facia: Karma Kabare
    • Sanat... Eğitim... Tembellik...
    • Muhsin Ertuğrul'la Konuştum
    • Tiyatro Yayıncılığı mı Bu? Peh!
    • Konservatuvar Eğitimi Şart mı?
    • Konservatuvarı Kazanamadınız, Ya Şimdi?
    • Keşke Haklı Çıkmasaydım!
    • Toplumsal Destek Projesi
    • Sanat Ticareti... Eğitim Sorunları... Kurtarılmak...
    • Tobav Polemiği ve Deniz Yıldızı Hikayesi
    • Tobav Polemiği 2
    • Tukiyede Kac Tane Sanatci Var
    • Aristosal Sunumla Bertolt Brecht Gecesi
    • Sahneden Organ Bagisi Kampanyasi
    • Sehir Tiyatrolari Oyuncusundan Genc Elestirmene Tehdit!
    • Sabahattin Ali
    • Sahneden Cezaevine Destek Kampanyası
    • Drama Kumpanya Dünya Tiyatro Günü Bildirisi
    • Dunya-tiyatro-gunu-bildirisi-2011
  • Söyleşileri
    • Ulusal Kanal Söyleşisi
    • İstanbul Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü Söyleşisi
    • Tiyatro Dergisi Söyleşisi
    • İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü
    • Kanaltürk Söyleşisi
    • Taraf Gazetesi Söyleşisi 2008
    • Sert Sessiz Dergi (2009)
    • Hürriyet Aile Söyleşisi
  • Şiirleri
  • Eğitim Çalışmaları
  • Projeleri
  • Kitaplığı
    • Tiyatro Kitapları
    • Sinema Kitapları
    • Yabancı Oyunlar
    • Yerli Oyunlar
    • Eğitim ve Yaratıcı Drama Kitapları
    • Ani Kitaplari
    • Psikoloji, İletişim ve Kişisel Gelişim Kitapları
    • Kültür, Hikaye, Roman, Şiir Kitapları
  • İletişim

SERT SESSİZ DERGİ
Şubat 2009


Gibi Yapanlar Röportajı

Picture
Öncelikle bize Gibi Yapanlar Tiyatro Grubu'ndan bahsedebilir misiniz?

Gibi Yapanlar 2005 yılında Drama Kulübü adı altında Marmara Üniversitesi içinde kuruldu. Fakat Marmara Üniversitesi'nden maddi ya da manevi hiç destek göremedik, üstelik engellendik. Yaptığımız ilk oyun Karma Kabare'ydi, politik öğeler de taşıyan, çeşitli taşlamalar barındıran oyunumuz, karşıt siyasi grupların çeşitli sabotajlarına uğradı. Bu oyun turneye de gitti, gittiği her yerde karşıt grupların tepkisiyle karşılaştı fakat tiyatroyu çok sahiplendiğimiz için devam etmekten vazgeçmedik. Bir sözümüz vardı ve o oyunla sözümüzü söylüyordukaslında.

Biz devam ettik, devam ederken tiyatronun desteklen­mediğini de öğrendik. O zaman da artık kendi başımı­zın çaresine bakmamız gerektiğini fark ettik. Biz ödül alıyoruz, bu ödül hemen üniversitenin oluyor, fakat ödülü kazanma aşamasında hiçbir destek yok. Biz de o halde Üniversiteye hiçbağlanmayalım, kendi işimizi yapalım dedik. 2005 yılında Üniversitenin dışına açıldık, iyi tepkiler almaya başladık, güzel işler ortaya koyduk ve bu tepkilerin devamı da geldi. Daha sonra bir isim gerekti ve Gibi Yapanlar ismini koyduk grubumuza, bu süreçte profesyonelliğe geçiş yaşadık. Bugün Gibi Yapanlar Tiyatrosu adıyla devam ediyoruz.

Kurulduğu yıl olan 200S'den bu yana Gibi Yapanlar Tiyatiosuneler yaptı?

Bizi her zaman rahatsız eden bir şeyler vardır ve bizim bu konuda söyleyecek bir sözümüz vardır, ona göre oyun seçeriz, ona göre oynarız. Karma Kabare'den sonra Hayaller ve Gerçekler'i oynadık. Daha çok psikolojik ögeler taşıyan bir oyundu bu da. Üniversite gencinin rastgele yaşamını ele aldık, kendine olan güvensizli­ğini, üniversitede öğrenim gören bir insan için kendi geleceğinin önemsizliğini ele aldık, tiyatro yoluyla da çözümü ortaya koyduk. Hayaller ve Gerçekler oyunu ile vazgeçişin tersine döndürülebileceğini, hangi yaşta olursa olsun her insanın yeniden başlayabileceğini gösterdik. Her sen bir sözümüz olsun istedik.

Her sene bir sözümüz olsun istedik biz. Bir sene politik oyun yaptık, bu sene absürt bir oyun olan Dikkat  Köpek Var'ı yaptık, savaş karşın bir oyun olan Sınır'ı yaptık. Her sene bir şeyler koyuyoruz ortaya. Ama her zaman bizi rahatsız eden şeyleri sene başında konuşuyoruz sonra bir arayışa giriyoruz, onu anlatacak oyunları bulu­yoruz ya da yazıyoruz.

Peki, Gibi yapanlar isminin fikri nereden çıktı?

(Kemal Oruç)Şehir Tiyatrosunda eğitim görürken duyduğu ilk tiyatro tanımı buydu: gibi yapmak.

Bu güne kadar hangi oyunlar sahneye kondu?

Karna Kabare(2005), Salak Oğlum(2006), Birlikten Sevgi Doğar(2006- Çocuk Oyunu), Hayaller ve Gerçekler(2007), Orınan Perileri Kötü Adama Karşı(2007- Çoçuk Oyunu), Herbie Trafik Canavarına Karşı(2008- ­Çocuk Oyunu), Bitki Adam ve Bitki Efsaneleri(2008- Çocuk Oyunu) oyunları oynadik. Bitki Adam ve Bitki Efsaneleri Türkiye'nin en büyük çocuk festivali olan Mifiifest'te oynadi. Çocuklar mitoloji ile erkenden tanışsın diye her sene bu festivale bir mitolojik oyun yapıyoruz.

Mitolojiylele çocukları birleştirirken zorluk  aşamıyor musunuz?

Tabii ki bir mikktar zorluk çektiğimiz yerler oluyor. Yani Zeus’u  nasıl anlatabilirim ben olduğu gibi o çocuğa? Bitki Adam ve Bitki Efsaneleri’nde mesela, Tanrı bir kıza defne ağacının yanında tecavüz ediyor ve kız da defne ağacı'na dönüşüyor.  Ben bunu çocuğa nasıl anlatabilirim? Biri çok seviyormuş diğeri sevmiyormuş, bu nedenle sevmeyen ağaca dönüşmüş dedik. Fakat bir şekilde çocuklar tanışıyor mitolojiyle ve seviyorlar bizim gördüğümüz kadarıyla.

Peki oyunların metinleri nasıl ortaya çıkıyor? Grup hep birlikte mi yazıyor? Ya da metinyerine doğaçlanıa bir tiyaroculuk an1ayışınız mı var?

Karma Kabare'yi birlikte yazdık. Oturdk konuları belirledik, bir oyun yazarlığı atölyesi açtık, Herkes belirlediğimiz konuları kendince yazdı, son olarak bütün konular doğaçlandı, son olarak ben hepsini toparladım ve bir oyun çıkardım. Herkesin her konuda katkısı vardır burada.

Mesela Orman Perileri uzun süre doğaç1ama oynandı. Sonradan metin haline getirildi. Çünkü kağıttan ezber­leyip çocuklara sunduğunuz zaman çok mekanik kalıyor, fakat doğaçlama yoluyla konuyu bir söze büründürdü­ğünüzde istediğiniz kadar katabilirsiniz çocuğu oyunun içine. Kalıp ve ezber olmadığı için çocuk o samimiyeti görebiliyor ve inanıyor.

Bizim temelimizde de doğaçlama vardır. Oyun bir kalıp­ta yazılmışsa; o kalıptan gidilmez konu anlaşılır, metin üzerinden gidilerek doğaçlanır ve bazen bir sayfalık oyun dört sayfaya çıkar. Çok güzel bir metindir, fakat yazar o kadar düşünmüştür. Biz yazarın üstüne ne düşünebiliriz bunu sorgularız. Konu bütünlüğünü, yazarın görüşünü ve vermek istediğini bozmadan katabildiğimiz kadarını üstüne koyarız ve böyle oynarız.

Mesela Tayfun Orhon'un Bir Kavanoz Kahkahası; muh­teşem bir oyun fakat finalini uygun bulmadık ve izin alarak yeniden yazdik.

Gibi Yapanlar Tiyatro Grubu ihtiyacı olduğunda bünyesine yeni oyuncuları nasıl kazandırıyor? Dışarıdan yeni oyuncuya ihtiyaç duyduğunuz oldu mu?

Elbette oldu, birkaç arkadaşımız farklı meslekler düşünüyordu, bazıları öğretmen oldular atamaları, çıktı ve gittilar, bazı arkadaşlarımız konservatuvara girdi. Biz her sene kendi bünyemizde kurslar açıyoruz ve kendi oyuncularımızı yetiştiriyoruz. İçimizden yetiştiriyoruz her zaman, henüz dışarıdan oyuncu almadık.

2005'te kurulan bu grup bu kadar engelle boğuşuyor bu zamana kadar, üstelik gördüğümüz kadarıyla zorlukları tamamen kendinize bireysel sorumluluk olarak gördüğünüz işi yaparken yaşıyorsunuz.

Biz her oyunda zorluk çekiyoruz. Şu anda da bizim çok büyük bir getirimiz yok fakat zaten biz para kazanalım diye yapmıyoruz bu işi. Herkesin başka bir işi var zaten. Ben eğitmenim, buradaki çoğu arkadaşım da eğitmen, bazı arkadaşlarımız da başka işlerde çalışıp parasını kazanıyor: sonuçta herkes bir yerlerden para kazanıyor. Sanat yönetmenimizin normalde bir şirketi var. Çocuk araç gereçleri yapıyor, anaokulları için.

Dışarıda o kadar bastırılıyor ki bir şeyler içimize, haykı­racak bir sebep arıyoruz. En iyi yöntem tiyatro bunun için. Etik kurallara da bağlı kalarak biz burada haykırıyoruz içimizdekileri. Hep böyle bir politik tavrımız var; zaten olmak zorunda da. Tiyatrodan bunu asla ayıramayız. Belediyeye bağlı kültür merkezlerini şu an ücretsiz alabiliyorsunuz. O salondan faydalanınak benim hakkım; ama politik ilişkilerle özel tiyatrolara ses getirecek reklam yapacak oy getirecek tiyatrolara o salonlar o kadar veriliyor- ki ben sömürü diyorum buna- bizler yararlanamıyoruz. Genç yeni ya da ama­tör tiyatrolar faydalanamıyorlar oralardan. Bin türlü yalan. Geçen gün açık bir şekilde yerimizi sabote ettiler örneğin. Biz size 15 Ocak'ta yer verdik, gelmediniz; bu yüzden size bir daha yer vermeyeceğiz diyor Barış Man­ço Kültür Merkezi bize. Ayın onbeşinde Nazım Hikmet gecesi vardı Banş Manço Kültür Merkezi'nde. Kimseye veremezlerdi. Yalan yani. Tabii bir başvuru olacak. Arkasından gidiyoruz. Bunun yüzünü göstermek lazım. Bir makale hazırlanacak onunla ilgili, açık açık yazılacak her şey.

Bir yerde görevli rüşvet istedi. Marmara Üniversitesi'nde oynuyoruz. Rüşvet de şu. 2005 yılında 40 lira vermez­seniz şalteri indireceğim dedi karanlıkta kalacaksınız. Salon dolu. O kadar rezil işler dönüyor ki tiyatro ko­nusunda... İdealist insanın önünü kesrnek için her şeyi yapabiliyor insanlar.

Okul da sahne vermiyordu bize zaten. Biz çimlerde falan çalışıyorduk. Yarımız futbolcu oldu. İnşaatlarda çalışı­yorduk. Mansur vardı mesela inşaat işçisi oldu o sonra. Yazın inşaatta çalıştı oradan parasını kazandı. Fakat söylediğimiz bu zorluklar, yokluklar bizi asla yıldırmadı, biz her zaman bir yolunu bulup sözümüzü söyledik. Sahne yoksa kendimiz yarattık, haksızlık varsa mücadele ettik ve bir şekilde o sözümüzü duyurduk.

Bu tür zorluklarla karşılaşıyor olmanız üretkenliğinizi arttırıyor olabilir mi?

Kesinlikle. Prosedür ya da resmiyet giren her yerde ya da kamunun devreye girdiği her yerde biz inanılmaz zorluk çekiyoruz ve kendi çözümlerimizi üretiyoruz. Cihan'ın ,mesela üniversite için söylediği bir şey vardı. Ben üniversitede aldığım derslerden kendimi geliştir­rnedim üniversitenin bana çıkardığı zorluklardan dolayı geliştim. Yaratıcılıktan önce, yaratıcılığa giden yolu oluşturmak önemli. Biz bu yolu oluşturduk ve üretiyo­ruz, yaratıyoruz artık.

Bugün sizden farklı olarak seyirci tarafından çabuk tiiketilen oyunlar da sahneleniyor Türkiye'de. Bu oyunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bize göre o kolaycılık, ben kıçbaş sallamalı oyunlar diyorum onlara. Seyirciyi güldür hiçbir amacı olmasın. Biz oturuyoruz ciddi ciddi kitaplar okuyoruz, devamlı araştırıyoruz öğrendiklerinıizi çevreye yaymaya çalışıyoruz. Bir sürü üniversitede topluluklar kurduk, onlarla paylaştık. Seminerler düzenliyor, workshoplar yapıyo­ruz. Biz bunları yapabilmek için devamlı okuyoruz. Bir birey olarak görevim benim bu zaten. Herkes aynı şeyi düşünüyor fakat mücadele ettiğimiz şöyle bir kolaycılık var: Millet diyor ben işten güçten mahvolmuşum, şimdi gidip dram mı izleyeceğim, ya da gidip ne öğrenece­ğim tiyatrodan. Bunu da profesyonel tiyatroların çoğu kullanıyor. Ali Poyrazoğlu. Başta o gelir, hatta hiç de sevmem. Bütün oyunları sadece güldüreyim, tipleri kul­lanayım üzerinedir. Amerika'da izlediği oyunları buraya uyarlar, sonra ben yazdım der. Bu fast food oyundur işte, izle bitsin. Herhangi bir etki bırakmasın sonrasında. Eğlendirsin de başka bir işe yaraınasın. Brecht diyor ki; tiyatronun iki temel öğesi vardır; biri öğreticilik biri eğlendiricilik. Bunları iç içe kullanabilirsin. Ama bugün çoğu yerde yapılan tamamen sitcom dizi gibi, gelgeç. Ni­tekim fast food dedik, sitcom nasıl televizyonda birden­bire türedi; her gün onlarca yeni dizi çıkıyor. Tiyatro için de aynı şeygeçerli. Bir baktınız bir furya aldı. Önüne gelen eğlendirici oyun yapıp parayı götürüyor.

Maalesef dünyadaki fast food psikolojisiyle paralel çıkan oyunlar aslında. Biz istiyoruz ki içinde emek olan oyun­lar olsun. Çıkan kişiler hemen oyunu unutmasın. Gitsin, arkadaşlarına söylesin, onlar da oyuna gelsin.

Kuruluş sebebi olarak bir sözümüz var diyorsunuz ve bu sözü söylemek istiyorsunuz. Peki bu amacınızdan sapma noktasına geldiğiniz oldu mu hiç?

Ben hep söylüyorum. Biz zaten sapmış adamlarız. Bu­radakilerin hepsi manyak, hepsi deli. Herkes vazgeçmiş bir şeylerden. Ben tiyatro için kendini feda etmektir diyorum. Çünkü düşünmeyen insanların yerine fazladan düşünüp onlara düşünmesi gerektiğini anlatıyorsun.

İdealizmin sadece gelenekçi çerçeve yani milliyetçilik, vatanseverlik gibi kavramlar içerisinde kaldığı Türk toplumunda herkesin tüketrnek faydacılığı benimse­diği bir toplumda sahici bir idealizmle tiyatro ile uğraşmak nasıl bir duygu?­

Delilik. Normal düşünmemek gerekiyor bunu yapa­bilmek için. Sanatla uğraşıyoruz biz, bizim işimizde mantık yok. Çalışırken mantığı bir kenara bırakmak gerekiyor, saçmalamak gerekiyor. Eğitimin sınırları mantıklı düşünmek üzerine oldugu için, zihnin sınırlarını zorlamak imkansız hale geliyor. Sınırları zorlamayan beyin üretken olamaz ki. Fakat saçmaladığızda, her şey çıkabilir, çok kötü de olabilir çok iyi de olabilir. Ürettiklerin arasından işine yarayanı çekersin.

Sadece milliyetçilik, sadece vatanseverlik gibi baktığında kaçınılmaz olarak bir şeyleri kınıyorsun, yok ediyorsun, bir başka değeri mahvediyorsun. Bu hiç adil değil.

Peki, bu birilerinin yapması gereken bir delilik mi sizce?

Antik Yunan'dan bu yana zaten, kuramsallaşmış, 2700 yıldan beri delilerin hepsi yapmış, bütün filozoflar tiyatro üzerine yazı yazmış. Yani 2700 yıldan beri bütün deliler zaten yapıyor. Üniversitede bir noca bana: "Ti­yatro bir moda, onun da modası geçecek" diyor. Ben de: "Doğru söylüyorsunuz, 2700 yıldır moda." dedim. Yani bilinen 2700, ilkelle beraber daha da fazla olabilir fakat her zaman deliler yapmış zaten tiyatroculuğu.

Bir oyunda kaliteyi bize nasıl açıklayabilirsiniz?

Aristo bundan 2700 yıl önce yazmış zaten, sade, yalın bir dili olmalı, iyi kostümü olmalı, erdemli oyuncusu ol­malı demiş, oyuncuları ortalamanın üstünden seçmelisiniz demiş. Ben diyorum ki günümüzde elbette bu teknik gereçler olmalı, ama bu işin süsü. Bomboş bir sahnede tiyatro yapılabilir. Yoksul tiyatro diye bir şey var, sadece birkaç kumaş parçası var vücutlarında ki Avrupa'da çıplak oynuyorlar artık, hiçbir şey yok üzerlerinde. Düşünceyi orada sunuyorlar. Önemli olan düşünceyi bulmaktır, insanlar aradıklarında sokakta bulabilsinler diyor. Sahneye bile gerek yok diyor. Ama herkes düşünce üretemez. Bizim burada derdimiz şu, seyirci salondan  çıktığında kafası karışsın, düşünsün. Düşünmeyen insanı çok rahat yönetirsin. En kolay para zaten düşünmeyen insan üzerinden kazanılan para. Ama düşünen adam çok zarar görüyor bundan. Bir yerden sonra aklını silmeyi falan düşünebiliyorsun. Hepimiz eşitiz, hepimiz oy kullanıyoruz ama yönetenler bu eğitimsizliği kendi kişisel çıkarları için kullanıyor. Biz de onları eğitmeye çalışıyoruz işte.

Gördüğümüz kadarıyla devam etmeye isteklisiniz.

Bizi yıldıracak çok şey oldu. Yılmak isteseydik çoktan yılmıştık zaten.
Yılsaydık, eğitim sistemine boyun eğseydik he olurdu? Üniversiteden bizimm dönernimizde giren herkes mezun oldu. Şimdi ne yapıyorlar? Biri matkette kasiyer oldu, biri medikal işlerine girdi falan, biri Çin’e gitti Çince öğreneceğim diye. Sorsan bir mektup yazamazlar ama. Biz öyle olmak istemedik, devam ettik, ediyoruz.
Yani çok boş, gereksiz bir şey bu. Arada sırada buluşuyo­ruz konuşuyoruz, onun dışında hiçbir üretim görmedim onlardan. Yani biraz robotumsu geliyor aslında, herke­sin bir görevi var. Kalk, okula git, eve git, uyu… Bizde bu yok işte.

Belki de ekonomik beklentiniz olmadığı için bu kadar rahatlıkla çıkabiliyorsunuz kalıpların dışına?

Kesinlikle. Mesela derler ya tiyatroda: para yoktur, gerçekten Erol Günaydın çok güzel açıklamış bunu, biz de öyle düşünüyoruz; hep paran varsa, hep bir şeylerini karşılayabiliyorsan bu monotonluk, ya da hiç paran yok­sa hep sıkıntı çekiyorsan bu da monotonluk. Bizde de böyle, bir para geliyor, bir hiç para yok, üretim bir var, bir yok. Para olmadığı zaman üretim çok hızlı, inanılmaz. Para olduğu zaman da bunun meyvesini yiyoruz  Böyle bir dalgalanma gidiyor yani.

Peki, Gibi Yapanlar hiç mi destekgörmedişimdiye kadar?

Maddi destek hiç görmedik. Manevi desteği sadece seyirciden gördük. Biz genelde oyun1ardan sonra bir söyleşi yaparız. Devamlı gelen seyircimiz de odu artık.  Çok seviyor1ar, özel1ik1e yaşlılar. Ben deliyi oynadiım geçen sene, yolda yürürken boynuma atladı birisi. Yanında çocukları da var, bak bak deli bu dedi.

Kültür Bakan1ığı ve benzed kuruluşların tiyatroyu desteklemek adına sizin gibi bağımsız kuruluşlara da destek vermesi gerekmiyor mu?

 Kültür Bakan1ığı bize niye versin, Ali Poyrazoğlu'na veriyor. Kültür Bakanlığı yeni bir projeye destek için maddi yardımda bulunur; tiyatro dekorunu kursun, kostümünü tamamlasın. Bugün destek verdiği çoğu tiyatronun oyunu zaten hazır durumda. Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu... Tek kişilik gösteriler. Bunlar zaten hazırdı, 1500 kez oynanmıştı ama yine de ödeme aldı. Özel ve Bağımsız Tiyatrolar Platformu'nda toplan­dık. Burada Kenter Tiyatrosu'ndan Müjdat Gezen Tiyatrosu'na kadar yirmi bir tiyatronun temsilcisi var. Ben oraya yirmi ikinci tiyatro olarak, amatör tiyatro­ların sözcüsü olarak gittim; çıkan karar şuydu, Kültür Bakanlığı amatör tiyatrolara para vermesin, o parayı da biz paylaşalım ve Kültür Bakanlığı'na bu yönde bir yönerge verilsin. Toplasanız on beş bin lira değil, bütün Türkiye'de amatör tiyatrolara verilen para fakat Ali Poyrazoğlu'na doksan iki bin lira verildi. Büyüğümüzdür dedik ancak bu nasıl büyüklük? Bakkal, manav mantığı ile hareket ediliyor, para girince işin içine fark etmiyor kimse. Çocukların on beş bin lirasına göz dikildi. Sadece Genco Erkal ile Emre Kınay destek çıktı, başka da kimse beni desteklemedi. Ama biz o yönergede aldıkları kararı iptal ettik. Bu kadar değer veriliyor, destek de bu kadar  veriliyordu.
Geçtiğimiz sene Türkiye'deki bütün tiyatrolara bir milyon lira ödenek ayrıldı. Bir buçuk da olabilir. Bunun iki katı kadar para ise deve güreşlerine, cirit atmaya, yağlı güreşlere ayrılmış.

Nasılsa genç oyuncular yetişiyor, nasılsa gelecekler diye bir hazıra konma var mı sizce? Hatta biz destek vermediğimiz zaman daha üretken oluyorlar, destek vermeyelim gibi bir bakış açısı mı var?

Biz oynuyoruz. Seyirci durumu belli değil. Bir gün iki yüz elli kişi geliyor ama belki akşama beş kişi, on kişi gelir. Ama biz oynuyoruz. Beş kişi de gelse, iki yüz elli kişi de gelse, biz aynı sözümüzü söylüyoruz ve oynuyo­ruz. Arkadan yetişenlerden bahsettiniz. Bugün konservatuarda yetişen çocukların çoğu devlet tiyatrosunda çalışmak için yetişiyor. Önümüzdeki yirmi otuz yılda öyle adam akıllı bir kadro alımı yapılmayacak. Yapılamayacak. Zaten çok fazla oyuncu var devlet tiyatrosunda, zaten fazlalık var. Zihni Göktay bir söyleşisinde dedi ki: "Şehir tiyatrosunda 152 kişi var, bunun 70 tanesi oynu­yor. Geri kalanlar bekliyor, ama maaşını almaya devam ediyor." Konservatuarlar da yeni yetişen çocuklar nereye girecek? Özel tiyatroya gidiyor. Özel tiyatro ilk altı ay para almayacaksın, burada çalışacaksın" diyor. Sömürü! Nasıl yetişecek şimdi? Altı ay, dayanamaz ki! Dizilere gidiyor, zaten konservatuarda sürünmüş, etmiş. Alaylı ise durumu daha da kötü.

Bu çark bu şekilde dönüyor fakat biz oyunumuzu oy­namaya, sözümüzü söylemeye devam ediyoruz. İzleyen fazla olursa tabi ki seviniriz fakat olmazsa da sözümüzü söylemeyecek değiliz. Bu sözü duymak isteyen olursa oyunlanmıza bekliyoruz.

Her salı Bahariye Sanat Merkezi’nde, Bahariye Cadde­sinde, Akyıldız Pasajı no 92, bayanlara göre Mango'yu geçince, erkeklere göre tekel bayilerinden önce -öyle anlatalım daha rahat olsun- haritaya gerek yok, her salı 20. 00 'da oynuyoruz. Haftasonu atölyelefirniz var, yaz- kış hep devam ediyor, insanları konservatuvara hazırlıyoruz.

Gibi Yapanlar Tiyatro Grubu'na hem bize verdikleri röportaj için, hem de artık, sadece Tmkiye'de değil dünyada ayaklar altına alınan idealizmi, bireysel so­rumluluk anlayışını ayakta tuttukları için Sert Sessiz Dergi olarak çok teşekkür ediyoruz. Bugün çektikleri zorlukları gelecekte yeni sözlere, yeni oyunlara dönüş­türmeye devam edeceklerine inancımız tam.

Paylaş
Picture
Create a free website with Weebly Photos used under Creative Commons from ?ick Harris, tropicaLiving, francesco sgroi, ?ick Harris